Sözce'de sorgulama yapmak için bir kelime girin

eğreti ne demek?

 - 5 sözlük, 6 sonuç.

BSTS / Yazın Terimleri Sözlüğü

eğreti anlamı
bakınız» eğretileme.

BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü

eğreti anlamı
Semerlerin ön ve arka kısımlarında bulunan Yarım çember biçiminde şişkinlikler. (*Yalvaç -Isparta)

Güncel Türkçe Sözlük

eğreti anlamı
sf. 1. Belirli bir süre sonra kaldırılacak olan, geçici, muvakkat: "O gün için oraya eğreti olarak getirilmişe benziyordu." -A. İlhan. 2. İyi yerleşmemiş, yerini bulmamış olan: "Konuk kadının durgunluğu evdeki tedirginliktendi, iğne üstünde oturuyormuşçasına eğretiydi duruşu." -B. Günel. 3. Takma: Eğreti diş. Eğreti bacak. 4. Belli belirsiz. 5. Uyumsuz, yakışmamış. 6. zf. İyi yerleşmemiş, yerini bulmamış bir biçimde: "Ayakları karada ama eğreti duruyorlar rıhtım taşları üzerinde." -Z. Selimoğlu. 7. zf. Üstünkörü, ciddiye almadan: "Her işi eğreti yapar oldun, her işi ucundan tutar oldun." -S. Ayverdi.

Türkçe - İngilizce

eğreti anlamı
sıfat
1) makeshift
2) improvised
3) stopgap
4) temporary
5) extrinsic
6) artificial
7) jury
8) transitory
9) band-aid
zarf
1) rough

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

eğreti anlamı
Bir işin gelişigüzel yapılması.

Kozluca -Burdur
*Korkuteli, *Elmalı -Antalya

eğreti anlamı
Eğrelti otu

Rize

eğreti eş anlamlısı

geçici
sf. 1. Çok sürmeyen: "Bunu evvela gençliğe mahsus geçici bir heves zannettim." -P. Safa. 2. Kısa ve belli bir süre için olan, muvakkat, palyatif, kalıcı karşıtı: "Eğer yazmaktan para ve ün gibi iki geçici kıymet ve zevk elde edemezsem acaba yazı yazar mıydım?" -H. E. Adıvar. 3. Bulaşan, bulaşıcı. 4. is. Yaya, yoldan veya karşıdan karşıya geçen kimse, yolcu: "Onları sokakta gördüğünüz zaman adi bir geçiciden farklı bulmazsınız, sanırsınız ki bir yazıcı ticarethanesine gidiyor." -C. Şehabettin.
muvakkat
sf. (t ince okunur) Geçici: "Her muvakkat memuriyet odası gibi sade ve dağınık döşemeli bir yere girdiler." -P. Safa.
takma
is. 1. Takmak işi. 2. sf. tıp Eksik bir organın yerini tutmak, bir organın sakatlığını örtmek amacıyla yapılan (organ veya parça), protez: "Ağzındaki takma dişleri şakırdatacağına, adam gibi cevap ver!" -M. Ş. Esendal. 3. sf. Gerçeğinin yerine konulan, eğreti, müstear: "Bu takma siyah saçla ... şakaklarında sallanan ... bukleler yanaklarına ters düşüyor." -H. E. Adıvar.
uyumsuz
sf. Uyumu olmayan, ahenksiz.
üstünkörü
sf. 1. İnceliklerine inmeden, özen göstermeden, gelişigüzel, baştan savma yapılan. 2. zf. (üstü'nkörü) İnceliklerine inmeden, özen göstermeden, gelişigüzel, şöyle bir, baştan savma: "Fakat bu işi bilinçli olarak üstünkörü yapmış, yaraların tam kapanmamasına dikkat etmişti." -İ. O. Anar.

"eğreti" için örnek kullanımlar

Kemalizm merkez olunca onun dışında kalan her şey eğreti kalıyor.
Everything else stays out of his makeshift headquarters when Kemalism.
Kaynak: habervakti.com
Onun bulduğu çözümler çok eğreti kaldı ve başarılı olamadı.
He was very makeshift solutions found and was not successful.
Kaynak: tr.euronews.com
İnsanın başına ne gelirse dilinden gelirmiş; eğreti ata binen de tez inermiş.
Say in what happens to the human language; makeshift inermis riding in the thesis.
Kaynak: haber7.com
Eğreti duran herhangi bir şeye rastlamak mümkün değil.
Makeshift come across anything that is not possible.
Kaynak: tiyatronline.com
Eğreti Gelin, yönetmen Atıf Yılmaz 'ın 2004'te gösterime giren son filmidir. Kendisini evliliğe hazırlayan eğreti gelin ine âşık olan bir
Kaynak: Eğreti Gelin (film)
Calaferte'nin yapıtlarının başka ve yeni bir özelliği de açık seçik ve eğreti bir üslup aracılığıyla ahlâksal çelişkileriyle yüz yüze
Kaynak: Louis Calaferte
Ceket veya Gömlek Kolçağı : Ceket veya gömlek kollarının kirlenmesine engel olmak için bilekten dirseğe kadar geçirilen eğreti kolluk.
Kaynak: Kolçak
Kırmızı eğreti otunun bölgede çokça yetişmesinden dolayı bölgeye yörede eğreti otu manasına gelen "Kızıl Ot" ismi verilmiştir.
Kaynak: Kızılot, Çarşamba

Yakın Kelimeler

Google Reklamları
(Tahmin etmek için bir harf girin)
2009-2014 © Sözce hakları saklıdır.