Sözce'de sorgulama yapmak için bir kelime girin

gerçek ne demek?

 - 7 sözlük, 7 sonuç.

BSTS / Felsefe Terimleri Sözlüğü

gerçek anlamı İng. real Osm. hakikî, vaki Lat.realis Alm. real, wirklich Fr. réel
1- Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak, var olan. 2- Bilinçten bağımsız olarak var olan.

BSTS / Toplumbilim Terimleri

gerçek anlamı İng. real Osm. şe'ni Fr. réel
Nesnel olan ve olanağın gerçekleşmesi sonucunda ortaya çıkan (nesne, koşul, durum).

BSTS / Yöntembilim Terimleri Sözlüğü

gerçek anlamı İng. reality Osm. hakikat
Görgül bilgi ve kavramsal kuruluşların konulu olan olgusal durum.

Güncel Türkçe Sözlük

gerçek, -ği anlamı
is. 1. Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat. 2. Gerçeklik: "Her hâlde o gün imparatorluğun ölümü apaçık bir gerçekti." -H. E. Adıvar. 3. Doğruluk: "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa duygu payı da ondan az değildir." -B. Felek. 4. sf. Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki, reel: Kâğıt paranın saymaca değeri varsa da gerçek değeri yoktur. 5. sf. Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici: Gerçek elmas. Gerçek hikâye. 6. sf. Temel, başlıca, asıl: "Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır." -N. Ataç. 7. sf. Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan: Bu peyzajdaki çiçekler son derece gerçek. 8. sf. Yapay olmayan. 9. sf. fel. Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan.

Kişi Adları Sözlüğü

Gerçek anlamı Köken: T.
Cinsiyet: Erkek
1. Doğru, dürüst. 2. Temel, başlıca, asıl doğayı yansıtan.

Türkçe - İngilizce

gerçek anlamı
sıfat
1) real
2) actual
3) true
4) genuine
5) authentic
6) exact
7) veritable
8) factual
9) original
10) intrinsic
11) literal
12) virtual
13) substantial
14) truthful
15) rightful
16) very
17) sincere
18) tangible
19) bona fide
20) right
21) proper
22) unfeigned
23) earnest
24) veracious
25) sterling
26) pukka
27) pucka
28) dinkum
29) straight-out
30) honest-to-goodness
31) honest-to-god
isim
1) the real
2) the true
3) fact
4) truth
5) reality
6) right
7) verity
8) sooth
9) veracity
10) actualities
11) troth
12) low-down
zarf
1) for real

Yerleşim Birimleri Sözlüğü

Gerçek anlamı
Şanlıurfa ili, Siverek ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

gerçek eş anlamlısı

asıl
is. 1. Bir şeyin kendisi, örnek, kopya karşıtı: Bir belgenin aslı. 2. Kök, köken, kaynak: Yazının aslı resimdir. 3. Gerçeklik: Bu haberin aslı yok. 4. Soy, nesep: "İnsan dedi, aslını unutmamalıdır." -S. F. Abasıyanık. 5. sf. Gerçek, esas: "Ama benim asıl niyetim eski sevgilisinin adını öğrenmek." -A. Ümit. 6. sf. Bir şeyin temelini oluşturan, ana. 7. sf. Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan: Asıl sanat budur. 8. sf. Bir görevde sürekli bulunan, yedek karşıtı: Asıl jüri üyesi toplantıya gelmediğinden yedek üye çağrıldı. 9. zf. (a'sıl) Gerçekten, gerçek olarak: "Bana umut vermeye çalışıyor ama asıl onun teskin edilmeye ihtiyacı var." -A. Ümit.
doğruluk
is. 1. Doğru ve dürüst olma durumu, doğru olana yakışır davranış, dürüstlük, adalet: "Yazıyı yazana, bu dediklerinin doğruluğuna nasıl inansın okuyucu?" -N. Cumalı. 2. fel. Düşüncenin gerçekle uyuşması, yargı ve önermelerin gerçeğe uygun olması.
gerçeklik
is. Gerçek olan, var olan şeylerin tümü, hakikat, şeniyet, realite: "Çok işte ne yapıyorsak onu yapıp bunda da gerçekliği belirlemekle yetinebiliriz." -N. Uygur.
hakikat
is. (haki:kat) 1. Gerçek: "Fakat ben başka bir şey yapacağım, bir şey ki bütün hakikatleri önüme serecek." -R. H. Karay. 2. Gerçeklik. 3. zf. Gerçekten: "Beni oyaladı lakin hakikat adamakıllı içerlemiş." -M. Ş. Esendal.
hakiki
sf. (haki:ki:) 1. Gerçek: "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk. 2. Niteliği değişmemiş, aslına uygun olan: Hakiki Türk tütünü.
reel
sf. Gerçek.
sahici
sf. Sahte olmayan, gerçek, yapma karşıtı: "Sana tatlı ve sahici bir masal söyleyeyim de onu dinle!" -S. M. Alus.
temel
is. 1. Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü: "Evin temelleri sökülüyor gibi sarsılıyor." -H. E. Adıvar. 2. Bu bölümleri yapmak için kazılan çukur. 3. sf. mec. En önemli, belli başlı, ana, taban, esas, asıl, baz: "Devletin temel kanununun adı Anayasa'dır." -B. Felek. 4. mec. Bir şeyin gelişimi için gereken ilk ögeler: "Temelde sıradan bir Fransız vodviline dayanırdı oynadıkları oyun." -N. Cumalı.

"gerçek" için örnek kullanımlar

Yetenik Sizsiniz Türkiye'nin şampiyonunun hakkında bilinmeyen gerçek.
You are Yetenik about the unknown true champion of Turkey.
Kaynak: samanyoluhaber.com
Fakat olayın gerçek kahramanlarının ve tarihçilerin ciddi itirazları var.
But the real heroes of the event, and historians have serious objections.
Kaynak: milliyet.com.tr
13 Mart 2013. Gerçek 'Büyük birader' Facebook'un ta kendisi.
March 13, 2013. Actual 'big brother' of Facebook itself.
Kaynak: hurriyet.com.tr
'Kadının yer almadığı demokrasi gerçek sayılmaz'.
'The woman is not a real democracy does not take place.'
Kaynak: olay.com.tr
Matematikte Reel sayılar (gerçek ya da gerçek sayılar) kümesi, oranlı sayılar (rasyonel sayılar) kümesinin standart Uzunluğuna göre
Kaynak: Reel sayılar
Bu alternatif dünyada abartılmış bir simya bilimi ağırlıklı olarak kullanılmaktadır ve gerçek hayatta görülmeyen ayrı fantastik bir
Kaynak: Fullmetal Alchemist

Yakın Kelimeler

Google Reklamları
(Tahmin etmek için bir harf girin)
2009-2014 © Sözce hakları saklıdır.