Sözce'de sorgulama yapmak için bir kelime girin

Çalmak ne demek?

 - 4 sözlük, 24 sonuç.

Divanü Lügati't-Türk

çalmak anlamı
yere çalmak, vurmak, yenmek

Güncel Türkçe Sözlük

çalmak, -ar anlamı
(-i, -e) 1. Başkasının malını gizlice almak, hırsızlık etmek, aşırmak: "İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan bedeviler dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı." -F. R. Atay. 2. Vurarak veya sürterek ses çıkartmak: "Bir yandan mızıka istiklal havasını çalıyordu." -R. E. Ünaydın. 3. Bir müziği dinlemeyi sağlayan aleti çalıştırmak: "Fevkalade zekidir; iyi dans eder, piyano çalar, tenis oynar, ata biner, avcıdır, kayakçıdır." -R. H. Karay. 4. (nsz) Ses çıkarmak, ses vermek: "Hafif hafif ıslıklar çalan sesi eski keskinliğini kaybetmiştir." -R. N. Güntekin. 5. Atmak, çarpmak, vurmak. 6. Yoğurt yapmak için sütü mayalamak, katıp karıştırmak: "Ana, inek sağar; yoğurt çalar, yayık vurur." -T. Buğra. 7. Üzerine sürmek: Ekmeğin üzerine yağ çaldı. 8. (-i) Bozmak, zarar vermek. 9. (-i) Kumaşın bir parçasını kesmek. 10. Madeni oymak, kalemle işlemek. 11. (-e) Benzemek, andırmak: "Geniş alınlı, kırmızıya çalar, kahverengi saçlı, Altın dişli tuhaf bir delikanlı gülümsedi." -S. F. Abasıyanık. 12. mec. Zamanı boşa harcatmak, ziyan edilmesine yol açmak. 13. (-i) hlk. Süpürmek, temizlemek: Tozu çalmak.

Türkçe - İngilizce

çalmak anlamı
fiil
1) play
2) steal
3) ring
4) sound
5) knock
6) beat
7) swipe
8) scrounge
9) rob
10) heist
11) verge
12) pilfer
13) rap
14) sneak
15) hijack
16) grind
17) finger
18) blow
19) twang
20) strike
21) lift
22) abstract
23) filch
24) hook
25) snitch
26) mooch
27) toll
28) pinch
29) tend
30) render
31) beat out
32) chime
33) peal
34) verge into
35) rustle
36) verge on
37) walk away with
38) bag
39) thieve
40) knock off
41) adopt
42) hoot
43) cop
44) crib
45) defalcate
46) grind out
47) hoist
48) plunder
49) incline
50) jangle
51) jingle
52) knelt
53) whip
54) walk off with
55) nick
56) nobble
57) make off with

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

çalmak anlamı
Yoğurt yapmak için sütü mayalamak.

*Eşme -Uşak
Oğuz *Acıpayam, *Sarayköy, *Çal, *Çivril köyleri -Denizli
Yakaköy *Gelendost, *Yalvaç, İlyas *Keçiborlu -Isparta
Yusufça *Gölhisar, Kurna, Çuvallı *Yeşilova -Burdur
Toygar *Nazilli, Eymir *Bozdoğan -Aydın
*Alaşehir -Manisa
Kerem *Burhaniye -Balıkesir
İsmetiye -Bursa
-Kütahya
Bozan, -Tokat
-Eskişehir
Kandıra *Akyazı -Kocaeli
Dadıç *Düzce -Bolu
Aliköy *Çaycuma -Zonguldak
Saray -Çankırı
*Boyabat -Sinop
Kavak -Samsun
*Merzifon -Amasya
*Zile -Tokat
*Şebinkarahisar -Giresun
Havsu *Kelkit -Gümüşhane
Sasunga *Çayırlı -Erzincan
*Ağın -Elâzığ
*Erciş -Van
-Malatya
*Kilis -Gaziantep
-Maraş
-Hatay ve çevresi
-Sivas
ve ilçeleri
-Yozgat ve çevresi
*Ermenek -Konya
Bağyaka, Çavdır *Çinike, Güzelsu *Akseki -Antalya
*Fethiye, *Milâs -Muğla
*Lüleburgaz -Kırklareli
Közünye, Lârnaka -Kıbrıs

çalmak anlamı
Bir şeyin üzerine bir şeyi sürmek, bulaştırmak.

Sürez *Bozdoğan -Aydın
Tepeköy *Torbalı -İzmir
-İstanbul
Şıhlar *Ulubey -Ordu
*Ağın, *Keban -Elâzığ
-Malatya
*Afşin -Maraş
*Bor -Niğde
*Silifke -İçel

çalmak anlamı
Diş kamaşmak.

*Perşembe -Ordu

çalmak anlamı
Silâhı ateşlemek.

Cumalıkızık -Bursa

çalmak anlamı
Çalkalayıp karıştırmak: Çorbaya un çalmak.

-İstanbul

çalmak anlamı
Biçmek.

Darıveren *Acıpayam -Denizli

çalmak anlamı
Badana yapmak.

Uğurlu *Ermenek -Konya

çalmak anlamı
Saldırıp ısırmak, sokmak, yaralamak.

Koyundere *Ahıska -Kars
*Bor -Niğde
İncekum *Silifke -İçel

çalmak anlamı
Hava çarpmak, hava etkisiyle hasta olmak.

Uluşiran *Şiran -Gümüşhane

çalmak anlamı
Çalmak, müzik âleti çalmak, hırsızlık etmek

Diyarbakır

çalmak anlamı
Yoğurt mayalamak, dövmek, vurmak, vurarak yapıştırmak

Erzincan ve yöresi

çalmak anlamı
Çalmak, karıştırmak, benzemek, vurmak; yeşile çalmak, yoğurt çalmak, para çalmak, duvara çalmak, çala çağıra getirmek, çalan ay

Erzurum

çalmak anlamı
Çalmak; karıştırmak; benzemek; vurmak || yeşile çalmak: yeşilimsi görünüşte olmak || yoğurt çalmak: yoğurt mayalamak. || para çalmak: para çalmak || duwara çalmak: dıvara vurmak/yapıştırmak || çala çağıra getirmek: vurup döverek getirmek || çala matara allah gultara: şiddetli kavga ve gürültü hakkında || çalan ay: gelecek ay || çalıp çığırmak: çalgı çalıp türkü söylemek

Erzurum

çalmak anlamı
Temizlemek, süpürmek: altını çalıydıh

Malatya

çalmak anlamı
Sarmak, dolamak

Kırşehir

çalmak anlamı
Vurmak, sallamak

Kırşehir

çalmak anlamı
Katmak

Ordu

çalmak anlamı
Müzik aleti çalmak

Uşak

çalmak anlamı
Aşırmak, çalmak

Artvin Yusufeli Uşhum köyü

çalmak anlamı
1. Çalmak, teganni etmek. 2. Karıştırmak, katmak. 3. Benzemek, andırmak // çalip soylamak: çalgı eşliğinde türkü söylemek

Artvin Yusufeli Uşhum köyü

çalmak anlamı
1. Andırmak, benzemek. 2. (yoğurt, peynir vs. için) Mayalamak. 3. (ninni için) Söylemek

Adana, Osmaniye

Çalmak eş anlamlısı

andırmak
(-i) Benzer yanları bulunmak, çağrıştırmak: "Avrupa'nın ikinci, üçüncü derecedeki otellerini andıran birkaç otel de taştandır." -S. Birsel.
aşırmak
(-i, -den) 1. Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden diğer yanına geçirmek. 2. (-i) argo Çalmak, çalıp götürmek, araklamak: "Borcunu ödeyemeyecek fakat bavulunu oradan nasıl aşırabilecekti?" -H. R. Gürpınar. 3. (-i, -e) Tehlike içinde bulunan bir şeyi acele kaçırmak: Yangın büyüyünce eşyayı bostana aşırdılar. 4. ed. Başkasının eserinden parçalar alıp kendisininmiş gibi göstermek.
atmak
(-i, -e) 1. Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak: Taşı suya atmak. 2. Bir şeyi yere doğru bırakmak. 3. Bir kimsenin ilişiğini kesmek: Adamcağızı berbat bir yere attılar. 4. (-e, nsz) Koymak: "Mutlaka yemeklerimize biber atmayı âdet edinmişiz." -B. Felek. 5. Rastgele bir kenara koymak. 6. (-den, nsz) Uzatmak: Vapurdan iskele attılar. 7. Bir yerden başka bir yere taşımak: Hazır araba varken eşyayı eve atalım. 8. (nsz) Sille, tokat vurmak. 9. (nsz) Top, tüfek vb. silahları patlatmak. 10. (nsz) Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak: Ona üç kurşun attı, vuramadı. 11. (-e, nsz) Geri bırakmak, ertelemek: Bu konunun tartışılmasını gelecek haftaya attılar. 12. Örtmek: Sırtına bir şal attı. 13. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek: Suçu onun üzerine attılar. 14. Sözle sataşmak: Kadınlara laf attılar. 15. (-i, -den) Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. 16. (-i) İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak: Bu lüzumsuz eşyayı atmalı. 17. (-i) Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek: Şapka inkılabıyla fesi attık. 18. (-i) Çıkarmak, dışarıya vermek: Yabancı cisimleri vücut atar. 19. (-i) Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak: Köprüyü dinamitle attılar. 20. (-i) Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak: Pamuğu atmak. 21. (nsz) Çatlamak. 22. (nsz) Yırtılmak. 23. (-den) Yapışık olduğu yerden ayrılmak. 24. (nsz) Kalp, nabız vurmak, çarpmak: Kalbi hızlı hızlı atıyor. 25. (-i) Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak: Sıcak basınca sırtındaki ceketi attı. 26. (-den, -i) Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. 27. (-i) Değerini eksiltmek. 28. (-den, nsz) Bir şeyin rengi solmak: Güneşten perdelerin rengi attı. 29. (nsz) Göndermek, yollamak: Mektup atmak. 30. (nsz) Haykırmak, bağırmak: Nara atmak. 31. (-i, -den) Etkisi kaybolmak, alışmak, bırakmak: "Hele trenin yorgunluğunu at bir üzerinden." -T. Dursun K. 32. (-den) Terk etmek. 33. argo Götürmek, sahiplenmek: "Gözüne kestirdiği erkeği tavlayıp resmen oraya atarmış." -A. İlhan. 34. (nsz) argo Söylemek: Gazel attı. 35. (nsz) argo Yalan veya abartmalı söz söylemek: Gene atmaya başladı. 36. (nsz) argo Bilmeden, kestirerek söylemek: Bilgi yarışmasında attı ama tutturamadı. 37. (nsz) tkz. İçki içmek: "Şimdi arzu buyrulursa dostluğumuzu takviye için, şöyle bir iki kadeh atalım." -N. Hikmet.
benzemek
(-e) 1. İki kişi veya nesne arasında birbirini andıracak kadar ortak nitelikler bulunmak, andırmak: "Ona göre işlemeyen, kurulmuş, bozulmuş bir saat hastalanmış bir insana benzerdi." -A. H. Tanpınar. 2. Sanısını uyandırmak, gibi görünmek: "Bu zavallı çokça içmişe benziyor, gözleri buğulanmış, biraz da kaymış." -M. Ş. Esendal.
çarpmak
(-e) 1. Hızla değmek, vurmak: "Eşiği aştım, içeri girdim, ortada duran uzun bir masaya çarptım." -A. Kutlu. 2. (nsz) Etkisiyle birdenbire hasta etmek: Güneş çarpmak. Kömür çarpmak. 3. (-i) Varlığına inanılan bir gücün öfkesine uğramak: "Yeşildirek'te yatan evliya hepinizi çarpar." -K. Tahir. 4. (-i) El çabukluğu ile çalmak, dolandırarak elde etmek: "Köprüden denizi seyredenlerin cüzdanını hep çarparlar." -B. Felek. 5. (-i) Kurnazlıkla, zorla ele geçirmek: "İhtiyarın üç aylıkları aldığı günler çıkagelir, allem edip kallem edip zavallının yarı maaşını çarpar kaçar." -H. Taner. 6. (nsz) Kalp, hızlı hızlı vurmak. 7. (-i, -le) mat. Biri çarpılan, öbürü çarpan denilen iki sayı verildiğinde çarpanı çarpılandaki birim kadar çoğaltarak çarpım adı verilen bir üçüncü sayıyı elde etmek, darp etmek. 8. (-i) mec. Çekiciliğiyle etkilemek, şaşırtmak: "Güzel halk türkülerinde beni çarpan şey bunların hepsinin arkasında bir vaka, bir macera, nihayet bir insan bulunmasıdır." -B. R. Eyuboğlu.
süpürmek
(-i) 1. Bir şeyin, bir yerin üstündeki çer çöp, toz toprak vb. şeyleri süpürge, fırça veya başka bir araçla toplamak, temizlemek: "Dükkânların önünü çocuklar süpürür." -S. F. Abasıyanık. 2. mec. Çıkarıp atmak, kovmak: "Yanında binlerce kurbanlık ile / Süpürdü düşmanı, bastı dayağı." -Âşık Veysel. 3. mec. Tüketmek, bitirmek: "Tatlıya öyle düşkünmüş ki geceleri usulcacık kalkar, tel dolaptaki muhallebiyi, revaniyi, kadayıfı ne bulursa hepsini süpürürmüş." -P. Safa.
temizlemek
(-i) 1. Arıtmak: "Yeşil alanların, parkların, koruların klorofili kirli havayı süzer, temizler." -H. Taner. 2. Sakıncalı, pürüzlü bir işi olumlu sonuçlandırmak. 3. mec. Bitirmek, tüketmek: Bir aylık iş vardı, bir haftada temizledim. Bir tepsi böreği temizledi. 4. argo Öldürmek, yok etmek: "İntihar etmeden önce de yargıcı temizleyecekti." -Ç. Altan. 5. argo Kumar oyunlarında öbür oyuncuların bütün paralarını almak. 6. tıp Bir yaranın, bir dokunun sağlam olmayan bölümlerini neşter veya bıçakla kesmek.
vurmak
(-e) 1. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak: Masaya vurmak. Birinin başına vurmak. 2. (-i) Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak: "Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor." -R. H. Karay. 3. Etkisi bir yere kadar uzanmak, sokulmak, girmek, duyulmak, yansımak, aksetmek: "Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur." -R. H. Karay. 4. (-i, -e) Hızla değmek, çarpmak: Kolumu duvara vurmuşum. 5. Sürmek: Duvara boya, tahtaya cila vurmak. Yakı vurmak. 6. Takmak, koymak: "Seni buradan ellerine kelepçe, ayaklarına zincir vurup öyle götürecekler!" -Y. K. Karaosmanoğlu. 7. Bağlama, ilişkilendirmek: "Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar." -R. H. Karay. 8. Olduğundan başka biçimde görünmek. 9. (nsz) Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak: Bıçak vurmak. İğne vurmak. 10. (nsz) Uygulamak, basmak, koymak: Damga vurmak. 11. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. 12. (-i) Amaçladığı şeye rast getirmek. 13. (-i) Hızla çarpmak: Ayağını güm güm yere vurarak. 14. (-i) Silahla yaralamak, öldürmek: "Bir gün kızı kurtarmışlar, ayıyı vurmuşlar, kızı saraya götürmüş, padişahın oğluna vermişler." -H. E. Adıvar. 15. Dokunmak, hasta etmek: "Bizim evin bacası çekmiyor. Bütün kış, maaile kömür vuruyor bizi bu yüzden." -N. Hikmet. 16. (nsz) Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek: Sebzeleri soğuk vurdu. Meyveleri dolu vurdu. 17. (nsz) Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak: "Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu." -H. Taner. 18. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. 19. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek: Ağacın gölgesi duvara vuruyor. 20. (-i) Desteklemek, dayamak: Akşam olunca kapının desteğini vurduk. 21. Çıkmak, görünmek: Su dışarı vurdu. 22. Sırtına, omzuna yerleştirmek: "Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu." -H. Taner. 23. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. 24. Tavla oyununda pulu kırmak. 25. mec. Çok etki etmek, yaralamak. 26. argo İçki içmek. 27. (-i) argo Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak: Birinin on milyon lirasını vurmak. 28. (-i, -e) mat. Çarpma işlemini yapmak: İkiyi dörde vurursak sekiz eder.

"Çalmak" için örnek kullanımlar

Niyeti bu; topu rakibinden sökmek, kapmak, çalmak değil kontrol etmek.
The intention of this, remove the ball opponent, grabs, not to control the play.
Kaynak: tr.eurosport.com
Çünkü pek kimse bilmese de, ticari alanda izin almadan radyo çalmak suç..
Because no one knows so well, the radio play without the permission of the commercial area of crime ..
Kaynak: kanalb.com.tr
Kaçırmak, hak çalmak bunların kanında var erikler, şikeciler.
Hijackers, have the right to steal their blood plums, şikeciler.
Kaynak: spor.mynet.com
Bilgisayarı da çalmak istemişler ama kabloları sökememişler.
Sökememişler wanted to play on the computer, but the cables.
Kaynak: haberler.com
WAV (Waveform Audio File Format), IBM ve Microsoft'un küçük ses kayıtlarını herhangi bir bilgisayarda çalmak için geliştirdiği, sıkıştırıma
Kaynak: WAV
bir arayış içinde çalmak için ne giydiği eski ekibi, başlı adında bir adam tarafından Melander (Michael Chiklis), rob takıları ihale soygun.
Kaynak: Parker (film)
hırsızlık çetesinin Topkapı Sarayı Müzesi'nden kıymetli bir hançer i çalmak üzere geliştirdikleri zekice soygun planını uygulamaya koyarken
Kaynak: Topkapı (film)
Windows, GNU /Linux ve UNIX uyumlu pek çok sistemde müzik verisini sıkıştırarak depolamak ve çalmak için gerekli yapıyı sunar.
Kaynak: Ogg Vorbis
2004 Avrupa Futbol Şampiyonası elemeleri sırasında İngiltere ve Lihtenştayn takımları karşılaştığında aynı marşı iki defa çalmak gerekmiştir.
Kaynak: God Save the Queen
Dilli kavalda ses çıkartmak daha kolay olsa da çalmak için horlatma denilen ve alt-üst çene kemiklerininde kullanıldığı zor bir yöntem
Kaynak: Kaval
Daha sonra Logan Mader daha büyük bir grupta çalmak istediğini söyleyerek Sepultura 'dan ayrılan Max Cavalera 'nın kurduğu Soulfly'a
Kaynak: Machine Head
1948'da Akademiyi terk edip askere gittikten sonra sünnetlerde saz takımlarında kanun çalmak, Babıali'de grafikerlik, Karagözcülük gibi
Kaynak: Suavi Süalp
bilgisayar sistemlerine zarar vermek, bilgi çalmak veya kullanıcıları rahatsız etmek gibi amaçlarla hazırlanmış yazılımlara genel olarak verilen ad.
Kaynak: Kötü amaçlı yazılım
O her zaman davul çalmak istedi ancak ailesi, davulun sesinden ve boyutundan dolayı onu gitara yönlendirdi. Daha sonra The Beatles
Kaynak: Daron Malakian
aldığı bu grupla iki albüm yaptıktan sonra, 1977'de eli sakatlanan gitarcı Brian Robertson 'un yerine turnede çalmak üzere Thin Lizzy'ye katıldı.
Kaynak: Gary Moore
Bakır nefesli çalgılar grubundan olan kornet, trumpet ve korno, çalmak icin kullanilan ilkeler ve teknikler hemen hemen aynıdır.
Kaynak: Kornet
Düşmanın bilgilerini çalmak (Capture the Flag, çanta ile temsil edilir) ve kendi üssüne getirmek, düşmanın bölgelerini ele geçirmek
Kaynak: Team Fortress 2
Şarkının konusu ise sahnede,dinleyicilerin önünde çalmak,yolda olmak ve “heavy metal ruhu” ile yaşamak üzerinedir. Dış bağlantılar
Kaynak: Hit the Lights
Hobileri gitar çalmak ve Bowling oynamaktır. En sevdiği yemek Sushi ve en sevdiği renk de yeşildir. Kariyeri: 2008'de vizyona giren Camp Rock
Kaynak: Kevin Jonas
Feminizme kara çalmak isteyen kimseler aynı iddiayı feminizmi gözden düşürmekte kullansalar da lezbiyen feministler feminizmin bu türünü
Kaynak: Lezbiyen feminizm
15 yaşında yerel bir grup tarafından bas gitar çalmak için davet edilmeden önce 10 sene kadar keman çalmıştır. Liseden mezun olduktan
Kaynak: John Myung
Kabasaz takımlarında köçekçe ve oyun havası çalmak için kullanılan klasik kemençe ye yeni bir çalış tekniği getirdi ve kemençeyi klasik
Kaynak: Kemençeci Vasilaki
yazılmış olduğu Levh-i mahfuz dan veya Allah ile melek lerin konuşmalarından geleceğe ait gayb ın haberlerini çalmak için göğe yükselirler.
Kaynak: Cin Suresi
2009-2014 © Sözce hakları saklıdır.